Facebook bilgilerinizle otomatik olarak siteye giriş yapıyorsunuz
  1. Skip to Menu
  2. Skip to Content
  3. Skip to Footer>

Kitabımla ilgili ipuçları

KİTABIMI BAŞTAN SONA OKUMAYA HAZIR OLMAYANLAR İÇİN İPUÇLARI...

Beslenme konusunda günümüzün popüler ve popülist bir çok yazarının sadece kendilerinin bildiğini iddia ettikleri birtakım sırları lütfederek biz sıradan insanlarla paylaşmaları sayesinde nasıl beslenmemiz konusunda fikir sahibi oluyoruz ya buna da şükretmek gerek. Ya bizlerle paylaşmayıp sadece kendilerine saklasalardı, halimiz nice olurdu. Şaka bir yana beslenme ile ilgili sır, sihir, büyü gibi sıfatlara uygun yöntem ve metotlar olmadığı gibi çoğunlukla da aldatıcı, yanlış yönlendiren öneriler her geçen gün kendilerine yeni kurbanlar arayarak ortalıkta kol geziyorlar. İşin aslı ve özeti şudur, hiç ayrıntıya boğmadan tane tane ve net bir şekilde özetliyorum (kaç madde olduğunu saymıyorum, meraklısı numaralayabilir):

Günlük ortalama bir insanın kalori ihtiyacı kadınlar için 1800 (+-150), erkekler için 2250 (+-200)’dür. Bu limitlerde beslenen hiç kimse kilo almaz, nokta. Günde 5-10 porsiyon sebze meyve yiyin diyenlere bakmayın. Bir kere sebze meyve aynı cümlede birlikte kullanılmamalıdır çünkü farklı besin gruplarını ifade eder. Taze sebzeyi günde 5 hatta fazla porsiyon tüketmenize hiçbir itirazım yok, benim itirazım artık herkesin de hemfikir olduğunu tahmin ettiğim meyveye, daha doğrusu meyve şekeri früktoza, çünkü früktozu doğal kaynağı meyveden alırken dahi kontrollü, az miktarda tüketmezsek er ya da geç glükoz metabolizmamız bundan olumsuz etkilenecektir. Efendim meyve doğal olduğu için çok yararlı diyerek günde bir karpuz yiyenler veya "bu yaz meyvelerine hayranım bir oturuşta 1 kilo kiraz ya da şeftali yiyorum" diyenlere özellikle duyurulur. Hele o karpuz-peynir diyeti önerenler yok mu?

Daha fazla bitkisel protein önererek eti azaltmamız gerektiğini söyleyenlere de kulak asmayın. Vücudumuz proteini özellikle yapı taşı olarak kullanır ve proteini oluşturan esansiyel(vücutta üretilmeyen) aminoasitleri dışarıdan gıdalarla almak zorundadır. İçerik olarak en komple protein kaynağı yumurtadır,bunu çok yakından süt izler,üçüncü sırada etler gelmektedir.Bitkisel proeinden zenginliği etlerle kıyaslanabilir olan gıdaların emilimi sırasında bu proteinlerin büyük kısmı emilemez ve 100 birim aldım sandığınız proteinin ancak 60-65 birimini alabilirsiniz.Etlerin zararlı doymuş yağlardan zengin olduğu gerçeğini inkar etmiyorum ve özellikle vegan hastalarıma bitkisel proteinleri şiddetle tavsiye ediyorum,ancak protein kalitesi olarak et, süt ve özellikle yumurtanın yerini hiçbir bitki tutamaz.

Yağ tüketimi ile ilgili olarak verilen tavsiyelere genel olarak katılıyorum ve margarini kesinlikle ama kesinlikle yasaklıyorum. Buna kolza yağından elde edilerek zeytinyağına alternatif olarak üretilen kanola da dahildir. Kitabın farklı bölümlerinde tekrar tekrar karşılaşacağınız nedenlerle mısırözü ve ayçiçeği yağlarına da hiç sıcak bakmıyorum. Benim önerim açık ve net; soğuk yenilen sebze yemekleri ve salatalarda sızma zeytinyağı, sıcak yenilen sebze ve et yemeklerinde tereyağ, zeytinyağı (riviera olabilir) karışımı kullanmanız.

Tam tahıl ürünleri yani buğday için önerim endosperm, rüşeym ve kepeği birlikte öğütülmüş unla üretilmiş (tam buğdaydan mamul) gıdaları tüketmemizdir.Çünkü bunlar kan şekeri düzeylerimize asla tavan yaptırmazlar. Mümkün olduğunca sadece ekmeği değil, makarna ve pirinci de esmer olanlarından seçmek gereğini ısrarla vurguluyorum. Çünkü tam tahıl bir vitamin deposu iken rafine unda ne yazık ki vitaminlerin neredeyse tamamı kaybedilmektedir.

Son yıllarda botoks’tan sonra başımıza bir de detoks belası çıktı. Detoksla ilgili size sunulan her şey safsatadır, palavradır, bilimsellikle uzak yakın ilgisi yoktur ve olamaz da, taze sebze-meyve kürleri, özel hazırlanmış çorbalar, her türlü detoks adı eklenmiş yiyecek ve içecek sizi toksinlerinizden değil ancak paranızdan arındırabilir, kanmayın. Vücudumuz dünyanın en gelişmiş kimya fabrikasıdır, her türlü kimyasal bileşiği üretme kabiliyetindedir ve doğal atıklar nedeniyle organizmada birikme tehlikesi olan her türlü toksine karşı da çok güçlü %100 verimli bir ve tek detoks ürünü olarak suyu kullanır. İnsan vücudu için yegane, tek, biricik detoks ürünü "SU"dur. Gerisi laf-ı güzaftır. Bu da böyle biline!

Egzersiz konusuna gelince, buna isterseniz hiç girmeyelim, 75 milyon nüfuslu bir ülkede sporcu sayısına baktığınızda bu konuya neden girmek istemediğim daha iyi anlaşılır. Türk toplumu ne yazık ki tembeldir, yaşamının tamamını en az hareketle idame etmeye alışmıştır. Bu nedenle haftanın 3 günü 45 dakikalık aerobik bir egzersizi (tercihen tempolu bir yürüyüş) önermek dışında egzersiz fayda ve gereklerine girmiyorum.

Ben her ne kadar ülkemiz taze sebze ve meyve konusunda bir cennet sayılsa da 40’lı yaşlardan itibaren vitamin ve mineral takviyesi gerektiğine inanıyorum ve kendim de uyguluyorum. Nedeni bence çok basit, 40 yaşımıza kadar (yaşla ilgili bir kesinlik olmadığını belirtmem gerek) yediklerimizi kolayca sindirir, genç bağırsak hücrelerimiz kolayca emilim faaliyetini gerçekleştirirken, 40 yaşından itibaren bu emilim oranı giderek azalmaya başlamaktadır. Aynı sofrada oturan 3 nesil (dede, baba, torun) aynı gıdalardan eşit miktarda vitamin ve minerali alamamaktadır. Biz yaşlanmamızla paralel olarak daha fazla tüketip daha az alma eğiliminde olduğumuz vitaminleri dışarıdan ihtiyacımız ölçüsünde almalıyız diye düşünüyorum ve hastalarıma yaş, cinsiyet ve aktivitelerine uygun kişisel vitamin reçeteleri hazırlıyorum. Asla mültivitamin, one-a-day gibi içlerinde 28-30 madde olduğu iddia edilen ancak hiçbiri miktar olarak ihtiyacımızı karşılamayan vitaminleri önermiyorum.