Facebook bilgilerinizle otomatik olarak siteye giriş yapıyorsunuz
  1. Skip to Menu
  2. Skip to Content
  3. Skip to Footer>

Zayıflama Felsefesi

Zayıflama Felsefesi: Zayıflama isteği ile azim ve irade çelişkisi

Pekçoğumuz bir işin felsefik boyutu ile hiç ilgilenmeyiz biliyorum. Zayıflama konusuyla ilgili bir makaleyi okuma arzunuzun bir an önce varsa mucizevi formüllere ulaşmak ve mümkünse hiç efor sarfetmeden derhal fazla kilolarınızdan kurtulmak olduğunu da biliyorum. Peki size hiçbir mucizevi yöntemin sizin arzunuzu karşılamayacağını söylersem ne yaparsınız,hemen okumayı keser yenilik diye size sunulanlara mı kulak kabartırsınız yoksa kalıcı çözümün azim ve iradenizi sınamaktan geçtiğine inanarak okumayı sürdürür müsünüz?

Bu soruya vereceğiniz içten yanıt, sorunun çözümü için size doğru yolu gösteren kılavuz olacaktır. İnanın.26 yıldan beri bu sektörde yaşadıklarım en güçlü iradenin bile istek ve arzunun yanında çok sönük kaldığını,kendimizi çok güçlü argümanlarla  kandırabildiğimizi çaba sarfetmektense mazeret üretmenin ne kadar kolay olduğunu gösterdi. O zaman kendime şu soruyu yönelttim: Fazla kilosu olan insanların büyük çoğunluğu zayıflamak istiyor,ancak pek azı bunu başarabiliyor. Niçin?

Şimdi bunun yanıtını birlikte irdeleyelim arzu ederseniz. Bilirsiniz aynı eylemleri tekrarlayarak farklı sonuçlar elde etmeyi bekleyenlerin akıl sağlığından şüphe duyulur. Oysa bazı özel isimli popüler diyetleri başarısız olduğu halde defalarca uygulayanlara ne demeli? Başarı ölçüsü belli bir kiloya ne pahasına olursa olsun ulaşmak olan, sonra yağ yerine kasları eridiği için vücudunun sarkmasından şikayet edenler, ya da 6 ayda verdiği kiloyu 2 ayda fazlasıyla geri alanlar. Peki yağ yakmayı başarmakla kalmayıp kilosunu korumayı da öğrenen ve bir daha kilo almayanlar, onlar başka bir dünyadan mı gelmişler, aynı dünyayı paylaştığımız halde nasıl bizden bu kadar farklı olabiliyorlar? İşte işin püf noktasına geldik.Başlangıçta herkes start çizgisinde eşit yükseklikte inanılmaz bir arzu ve istekle sıralanıyor,sonra zorlu yarış başlıyor ve kimin azim ve iradesinin arzu ve isteği kadar üst düzeyde olduğu ortaya çıkıyor.

Eylemlerimizden ziyade o eylemin sonuçlarını hayal etmek bizi motive eder. Başarı herkes için önemlidir, herkes başarıyı tatmak, çevresine göstererek gururlanmak ve egosunu beslemek ister. Ancak iş istekten bir aşama öteye geçtiğinde pek çoğumuz gerekli azim ve iradeden yoksun olduğumuzu görmenin hayal kırıklığını yaşarız. Böyle olunca da bizi, hiçbir çaba göstermeden başaranların safında gösterecek yöntemlerin arayışına başlarız. Ekonominin şaşmaz kuralı arz-talep dengesi devreye girer ve alın size istemediğiniz kadar mucizevi yöntem, birini beğenmezseniz diğerini denersiniz, bu arada sağlığınız olumsuz etkilenmiş hatta sağlığınıza kalıcı zararlar vermişsiniz kimin umurunda.

Dikkat edilirse günlük yaşamın daha ziyade kapalı ortamlarda geçirildiği kış aylarında soğuk havanın ısı sağlamak amacıyla vücudumuza yüksek kalorili, şekerli gıdaları yedirmesi sonucu insanların çoğu kışın kilo alma eğilimindedir. Bu dönemde dışarı çıkıldığında da bütün vücudu örten bol kıyafetlerle ayıplar gizlenir. Her ilkbahar-yaz dönemi geldiğinde bu kez de kış boyunca alınan kiloları verme telaşı başlar. Bu kısır döngü insanların büyük kısmının sezonluk yo-yo diyetçiler haline gelmelerine neden olur. Oysa yaş,cinsiyet ve aktivitemize uygun beslenme alışkanlıklarını bir yaşam biçimi haline getirmek esastır.Yaşam biçimi haline getirmenin de telaffuz edildiği kadar kolay olmadığını itiraf etmek gerekiyor. İnsanoğlu ne yazık ki alışkanlıklarının esiridir. Yaşam biçimini özgür iradeyle değiştirmek bu esaretten de kurtulmak anlamına gelir. Yapılması gereken yeni yaşam biçiminin açık net tartışılamaz yararlarını bizzat görebileceğimiz, yaşayarak deneyimleyebileceğimiz kadar süre sebat etmek. Alışkanlık derken yine pek hoşlanmadığımız bir başka sözcük çıktı karşımıza:sebat. Şimdi bizim gibi tez canlı insanlar topluluğuna önerilecek şey mi bu? Sabretmek sözcüğü zaman kavramını içeren bir sözcük, yaşam değişikliklerinin kalıcı olabilmeleri, bu değişiklikleri kendimize mal edebilmemiz için zamana ihtiyacımız var, bu süreye katlanabilmemiz için de sabıra. Formül aslında bu kadar basit. Sabrınız yoksa kalıcı çözüme kavuşma hakkınız da yok demektir. Hiç boşuna başlamayın derim.