Facebook bilgilerinizle otomatik olarak siteye giriş yapıyorsunuz
  1. Skip to Menu
  2. Skip to Content
  3. Skip to Footer>

Su en önemli yaşam kaynağımız

SU; EN ÖNEMLİ YAŞAM KAYNAĞIMIZ...

Yaşam için olmazsa olmaz 4 şey:toprak,su,gıda ve enerjidir.(Burada havayı unutmuş değiliz hoyratça harcananlar kervanına katılması yakındır,ne mutlu ki soluduğumuz hava henüz bir rant sağlamaktan uzaktır.)Bu 4 temel gereksinim kaleminin her biri birer rant kaynağıdır aynı zamanda.Ekilebilir topraklar ve tatlı su kaynaklarının yeryüzünde süratle azalmaları küresel sermayenin dikkatinden kaçmamıştır.Su kültürün dayanağı,varlığımızın temelidir.Gezegenimizin üçte ikisi su olmasına rağmen vahim bir su kıtlığı yaşamamız ne yaman çelişkidir.Su krizi dünyanın ekolojik tahribatının en yaygın ve en görünmez boyutudur.1998 yılında sadece 28 ülke su kıtlığı yaşarken,2025 yılında su kıtlığı yaşayan ülke sayısının 56’ya yükselmesi öngörülüyor.(Bu sıkıntıdan etkilenmesi beklenen insan sayısının da 800 milyondan fazla olacağı tahmin ediliyor.)Eğer kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su miktarı 1000 metreküpün altındaysa o ülke ciddi bir su kriziyle karşı karşıya demektir.Bu miktar 500 metreküpün altına indiğinde insan hayatı doğrudan tehlikeye düşer.”Yeşil Devrim” teknolojileri suyu adeta yalayıp yutmaktadır.Suyun ekolojisi hidrolojik çevrim adı verilen suyun ekosistem tarafından yağmur veya kar şeklinde elde edildiği süreçtir.Düşen yağış dereleri ve yer altı sularını besler,oysa günümüz modern insanı doğayı bir mirasyedi hovardalığında harcamakta bir beis görmemiş ve toprağın suyu alma ,soğurma ve depolama kapasitesini tahrip etmiştir.Ormansızlaşma ve madencilik,su havzalarının su tutma özelliklerini yok etmekle kalmamış,tek tip ürünün yetiştirildiği monokültür tarımla ekosistemleri kurutmuştur.Fosil yakıtların(petrol ve türevleri) artan oranlarda kullanımı atmosferin kirlenmesine ve küresel iklim değişikliklerine neden olmuş,bu süreç yinelenen taşkınlara,kasırgalara ve kuraklıklara yol açmıştır.Su üzerinde dünyanın her köşesinde,her toplumda bir savaş yaşanmaktadır.Su savaşları küreseldir,suyun ekolojik bir ihtiyaç olduğu evrensel etiğini paylaşan çok çeşitli kültürler ve ekosistemler,özelleştirme,açgözlülük ve ortak su mülklerine el konulmasına dayalı şirket kültürüyle karşı karşıyadır.Bu ekolojik mücadelelerin ve paradigma savaşlarının bir cephesinde varlığını sürdürebilmek için yeterli su peşinde koşan milyonlarca tür  ve milyarlarca insan,karşı cephesinde bir avuç küresel şirket yer almaktadır.Dünyanın çok büyük bir su kriziyle karşı karşıya bulunduğu aşikardır.Ancak hemen hemen her konuda olduğu gibi bu konunun da çözümünde birbirine taban tabana zıt fikirler çatışmaktadır.Piyasayı temsil eden görüşe göre su kıtlığı su ticaretinin olmamasından kaynaklanmaktaymış!Bu varsayıma göre eğer su taşınabilir ve serbest piyasalar aracılığıyla serbestçe dağıtılabilirse su,kıtlık yaşayan bölgelere aktarılabilir ve fiyat ayarlamaları(yani fahiş zamlar!!)sayesinde miktar korunabilir,su kıtlığı önlenebilirmiş.Anlı şanlı ekonomist görüşlerine göre “fiyat yükseldiğinde insan bir malı daha az tüketme eğilimine girermiş ve su da bir istisna değilmiş”Bu zihniyetle korkarım çok yakın bir gelecekte herbirimizin yeryüzünde kapladığı hacimle orantılı olarak soluduğumuz havayı da bize serbest piyasa ekonomisi kuralları çerçevesinde satacaklar.Hoş bugüne kadar nasıl olup da akıl edememişler,hayret!Şaka bir yana su krizi,elbette ticari nedenleri olan ancak piyasaya dayalı bir çözüm içermeyen ekolojik bir krizdir.Bir kere su kime aittir?Özel mülk müdür,yoksa ortak mülk müdür?Susuz yaşamaları mümkün olmayan insanlar hangi haklara sahip olmalıdırlar?Devletin hakları neler olmalıdır?Şirketlerin ve ticari grupların hakları nelerdir?Bu sorulardan da kolayca anlaşılabileceği gibi su sorunu esasen hukuki bir sorundur.Hukuk felsefesine göre kanun koyucunun birinci görevi insanlığın ortak çıkarını gözetmektir.Oysa son dönemde dünya genelinde hukuk parası olana göre uygulanan, vicdanlarda adalet duygusunun kırıntısını dahi barındırmayan bir kavram haline gelmiştir.Böylece küresel ekonominin çıkarları doğrultusunda su ortak mülk değil,serbestçe alınıp satılabilecek (birilerinin susuzluktan ölmesi pahasına)özel bir mal şeklinde tanımlanmaktadır.Küresel ekonomik düzen bunu bir adım daha öteye taşıyarak su kullanımının düzenlenmesi üzerinde bütün sınırların kaldırılması ve su piyasalarının kurulması çağırısı yapıyor.Oysa tarih boyunca su hakları tüm dünyada ekosistemin sınırları ve halkların ihtiyaçları tarafından belirlenmiştir.Doğal hak olarak su hakları kullanım haklarıdır,yani su kullanılabilir ancak ona sahip olunamaz.İnsanların yaşamak için su gibi olmazsa olmaz kaynaklara erişme hakları vardır.Suyun yaşam için gerekliliği,su hakkının geleneksel hukukta doğal ve toplumsal bir gerçek olarak kabul edilmesini zorunlu kılar.Yüksek teknolojilerin yarattığı kirliliğe karşı mücadele eden topluluklar,temiz endüstri,zararlı atıklara karşı güvenlik,önleme,bilgilendirme,katılım,korunma ve yaptırım,tazminat ve temizleme haklarını içeren Toplulukların Çevre Hakları Bildirgesi’ni oluşturmuşlardır.Bu hakların her biri,su haklarının tüm yurttaşlar için korunduğu bir su demokrasisinin temel unsurlarıdır.Piyasalar,bu hakların hiçbirini güvence altına alamaz.Su demokrasisinin temelini oluşturan 9 ilke:1-Su doğanın armağanıdır.2-Su yaşam için vazgeçilmezdir.3-Su yaşamı birbirine bağlayan önemli bir unsurdur.4-Temel gereksinimler için su serbest olmalıdır.5-Su sınırlıdır ve tamamen tükenebilir.6-Su korunmalıdır.7-Su insanlığın ortak mülküdür.8-Suyu kimsenin yok etme hakkı yoktur.9-Su ikame edilemez.

Türkiye son 40 yıl içinde Van Gölü’nün yaklaşık 3 katı büyüklüğünde sulak alan kaybetmiştir.Dünya Bankası tahminlerine göre 2025 yılında dünya nüfusunun en az %65’i temiz ve içilebilir sudan mahrum kalacaktır.Tatlı su kaynaklarının %70’i ziraat için kullanılmaktadır(Afrika kıtasında bu oran %88 dir).Üçüncü dünya ülkelerindeki hastalıklardan ölümlerin %98’ine kirlenmiş su kaynakları neden olmaktadır.İnsanların içmek,yemek pişirmek ve temizlik gibi günlük temel ihtiyaçları için en az 20 lt su gerekmektedir.Türkiye sanılanın aksine su zengini bir ülke değildir.Ülkemizin su varlığı dünya ortalamalarının altındadır.Kişi başına su miktarı yıllık 1500 m3 dolayındadır,bu miktar ABD’de 16000 m3’tür.Pek övündüğümüz kaynak sularımızı da kaybetme aşamasındayız.Bugün Nestle ve Coca Cola gibi dünya devleri Türkiyedeki şişelenmiş su pazarında liderdirler.Dikkatinizi şekerdekine benzer hazin bir öyküye çekmek istiyorum.Dünya Su Forumları (World Water Council) fikri suyu ticari bir meta olarak kullanan dev şirketler tarafından ortaya atılmıştır.Bu forum 2009 yılında İstanbulda yapılmıştır.Kağıt üzerindeki amacı su kaynakları ve çevreyi koruma olan ve her 3 yılda bir düzenlenen bu forum ne hikmetse sorun çözmek yerine düzenlendiği her ülkede özelleştirmenin altyapısını hazırlar.Şöyle ki aldığı tavsiye kararları arasında birinci önceliğin su havzalarını kamunun denetiminden çıkarmak ve özel sektöre devretmek amacıyla yasa tasarıları hazırlamaktır.Bu durumun sadece Türkiye ile ilgili bir oyun olmadığını ifade etmek gerekiyor.Halka parayla su kullandırmak amacıyla çıkarılan yasalar şeytana pabucunu ters giydirecek cinsten.Örneğin Hindistan ve Meksikada vatandaşların tarım amacıyla yağmur suyunu biriktirmesi bile yasak. Hindistanda su karneyle satılıyor.