Facebook bilgilerinizle otomatik olarak siteye giriş yapıyorsunuz
  1. Skip to Menu
  2. Skip to Content
  3. Skip to Footer>

Leptin Hormonu Obezite İlişkisi

Leptin hormonunun halen obezite gelişmesinde rol oynayıp oynamadığı kesin olarak bilinmiyor.
Yüzlerce çalışmanın çok azında leptin mutasyonu sonucu gelişen obezite bulunmuştur.
Bu çalışmalar sonucunda şu an bilinen leptin veya reseptörlerinde oluşan mutasyonun nadir olarak obeziteye neden olduğu ve bunun tüm obez popülasyonun obezite nedeni olmadığı düşünülmektedir. Bu bilimsel verilere rağmen son dönemde popülaritesi aniden zirve yapan ünlü bir hekim günde 2 kez yemek yemenin leptin salgılanmasını sağlayarak yağların yakılacağını ve kilo kaybedileceğini iddia etmekte ve bu savını televizyon kanallarını teker teker dolaşarak topluma empoze etmektedir. Ülkemiz gelişmiş bir ülke olmuş olsaydı, sivil toplum örgütlerinin derhal harekete geçerek bu şekilde bilimsel olarak kanıtlanmamış iddialarını topluma empoze eden bir hekimin “toplum nezdinde kanaat önderi “ pozisyonunda olduğu için cezalandırılmasını talep etmesi gerekirdi. Leptin 1994 yılında keşfedilen,akşam saatlerinde salgılanmaya başlayarak,02-05 saatleri arasında salgısı zirve yapan bir hormon. Vücudumuzda hormonlar "Diurnal Ritm" adı verilen işlevlerine uygun bir salınma özelliği gösterirler. Buna en basit örnek Kortizol'dür. Bilindiği gibi vücudumuzun en güçlü anti-stres hormonlarından olan Kortizol sabah 08:00'de en yüksek seviyede salgılanır ve bizleri gün içinde yaşayacağımız her türlü stres faktörüne karşı dirençli kılar. Buna karşılık saat 20:00 itibarıyla Kortizol en düşük seviyesine iner ve bize bu saatten sonra stresli işlerle uğraşmamamızı, dinlenmemizi önerir.Leptin acaba niçin 02:00-04:00 saatleri arasında en yüksek seviyesinde salgılanmaktadır.? Öyle ya bu saatte hangi işlevi yerine getirecektir.? Bilindiği gibi uykuda geçirdiğimiz süre vücudumuzun bakım ve onarım çalışmaları için elzemdir. Bizler derin uykudayken vücudumuz gün içinde uğradığı zararları onarır, serbest radikaller, yıpranmış hücre duvarları, ömrünü tamamlamış hücreler organizmadan uzaklaştırılır, özetle gece vardiyası yapan bir fabrika düzeninde çalışmaya devam eder. Bu bakım ve onarım faaliyetinin açlık nedeniyle sekteye uğramaması için tam da gerektiği anda Leptin hormonu devreye girer, bizim açlık nedeniyle uykumuzun bölünmesini engelleyerek, depolardan yağları mobilize eder ve gece yarısından sonra ihtiyacımız olan enerjiyi sağlar. Sadece salgılandığı saatlere bakmak bile işlevi ile ilgili fikir vermeye yeterli iken, anlı şanlı hekimimiz,günün herhangi bir bölümünde 4 saat yemek yenmediği taktirde leptinin devreye gireceğini ve bir yandan tokluk hissi yaratırken, diğer yandan depolanmış yağların yakılacağını savunuyor. Oysa o saatlerde leptin salgısı artık minimal seviyelerde. Leptin gece yarısından sonra organizmamız beyin ve tüm vücut hücrelerinin uyku sayesinde yenilenme, dinlenme,bakım ve onarım gibi işlevlerini bölünmeden yerine getirebilmesi için devreye girecek ve açlık nedeniyle uyanmamızı engelleyecektir. Tıpkı güne zinde ve yüksek enerjiyle başlayabilmemiz için maksimum salgılanması saat 08’de gerçekleşen Kortizol gibi. Leptinin gündüz aç kalarak salgılanmasını beklemek,kortizonun çok hareketli geçirmeyi planladığımız bir gece saat 23 00’de zirve yapmasını beklemeye benzer. Bilim adına lütfen biraz daha duyarlı olalım.”Primum nihil nocere”(Önce zarar verme) çok önemli bir kavram,insan hayatının para hırsına kurban edilemeyecek kadar kutsal olduğunu unutmayalım.

LEPTİN, İNFLAMASYON VE İMMÜN SİSTEM
Leptinin doğal ve edinsel immünitede önemli rol oynadığı bilinmektedir. İnfeksiyon /inflamasyon sırasında leptin düzeyinin artmasının konağın inflamasyona verdiği yanıtta önemli bir faktör olduğunu düşündürmektedir.
Enfeksiyonların seyri sırasında görülen anoreksinin konağın akut faz yanıtı olduğuna inanılmaktadır.

LEPTİN DAĞILIMI VE OBEZİTE İLE İLİŞKİSİ
Leptinin hem beyin hem de periferik dokularda yerleşik reseptörlere sahip olduğu ve bu reseptörler aracılığıyla beslenme, termogenez(vücut ısısının düzenlenmesi),immun sistem, üreme, kemik dansitesi, beyin gelişimi, hemodinami, solunum, sempatik siniraktivitesi ve karaciğerde insülin-ilişkili fonksiyonların düzenlenmesinde rol aldığı belirtilmiştir. Bu fonksiyonlarının büyük bir kısmı, merkezi sinir sistemi aracılığıyla gerçekleştirilir. Leptinin merkezi sinir sistemindeki (MSS) etkileri çok daha yaygındır. Leptin eksikliğinde beyin ağırlığında azalma,nöronlarda da yapısal bozuklukların ortaya çıktığı belirlenmiştir. Sonuç olarak önceleri enerji dengesi ve vücut yağ dağılımı üzerinde etkili bir hormon olarak tanımlanan leptinin günümüzde fetal büyümeden pubertal gelişmeye, hematopoezden
iskelet sistemi gelişimine kadar fizyolojik fonksiyonlardaki rolü araştırılmaktadır ve fizyopatolojik olaylardaki bilinmeyen yönlerinin yapılmakta olan çalışmalarla önümüzdeki yıllarda açıklığa kavuşturulması ümit edilmektedir.