Facebook bilgilerinizle otomatik olarak siteye giriş yapıyorsunuz
  1. Skip to Menu
  2. Skip to Content
  3. Skip to Footer>

GDO Yeşil Devrim Yutturmacası

Bu başlık altında son 50 yılın dünya tarımındaki devrimi yatmaktadır. Çünkü tüm canlıların genetik şifresini içeren DNA molekülünün özelliklerinin keşfedilmesi ve belli DNA dizilerinin bir canlıdan diğerine aktarılabilmesi ile yepyeni bir döneme girilmiş oldu. Ancak bu gelişme beraberinde asla gözardı edilmemesi gereken sakıncaları da getirdi. Ünlü gen bilimci Prof.Dr.David Suzuki “Herhangi bir bilim adamı veya politikacı genetiği değiştirilmiş organizmaların insan sağlığı için güvenli olduğunu söylüyorsa ya geri zekalıdır ya da yalancıdır.” demiştir.

Bu sakıncaların başında biyoteknolojik bilgilerin dünyanın marka olmuş birkaç dev şirketinin tekelinde olması geliyor. Bu şirketler gıda alanında istedikleri toplumu kendilerine muhtaç hale getirebilecek kadar bilgi sahibi oldular. Diğer bir sakınca bu teknolojinin insanlık yararına kullanılmakta olup olmadığının denetlenememesi. Üçüncü bir sakınca GDO( genetiği değiştirilmiş organizmalar)ın tarlalarda polen uçuşuyla diğer normal ürünlerin de yapılarını bozması ve dolayısıyla yeryüzündeki biyoçeşitliliğin(tarımsal ürün çeşitliliği) bundan olumsuz etkilenmesi. Son olarak da tohumu tekelinde tutan dev şirketlerin yön verdiği tarımın dışına çıkamamak.Özetle bize “yeşil devrim” diye yutturulan biyoteknolojik yöntemlerin arkasındaki güçler tarlada hangi mahsulün yetişeceğini,sofralarımıza hangilerinin geleceğini,hükümetlerin hangi tarım yasalarını çıkarmaları gerektiğini belirleyecek konuma kadar geldiler. GDO’lu ürünlerle yapılan sözde modern denilen tarım sayesinde gıda kıtlığının ortadan kaldırılacağı,adaletli bir şekilde güvenli ve ucuz gıdaya ulaşılacağı ve tüm bunların yoksulların lehine olacağı iddiası İsmail Tokalak’a göre 21. Yüzyılın en büyük yalanı.

Oysa doğa,tarım ve insan ayrılmaz bir bütündür. İnsanoğlu endüstriyel tarıma yöneldikçe işlenebilir toprak kalitesi telafisi olmayacak şekilde bozulmakta,gelecek nesillere tarım yapılma özelliğini tamamen yitirmiş topraklar bırakılmaktadır. Çok acı bir gerçektir ki 1950’lerden bugüne yeryüzündeki tüm ekilebilir toprakların 1/3’ü kaybolmuştur. Resmi verilere göre Türkiye’de 1988 yılında toplam işlenen tarım alanı 24.7 milyon hektardan,2007 yılında 21.9 milyon hektara gerilemiştir.

Uluslararası Gıda Örgütü FAO resmi kayıtlarına göre 1970 yılından sonra biyoçeşitlilikte %75 oranında kayıp vardır. Bugün Avrupanın tamamında yaklaşık 11 500 bitki türüne karşılık sadece Anadoluda 11 000 bitki türü mevcuttur ve bunun en az 3500 ‘ü endemik,yani anavatanı Anadolu olan başka yerde rastlanmayan türlerdir. Bir ülkede gıda zincirinin tekelini ele geçirmenin en kolay yolu o ülkenin kendi kendine döllenen doğal tohumlarını yok edip o ülkeye yarı kısır hibrit tohumlarını patent hakkını da elinde tutarak satmak olsa gerek.Türkiye halen Amerika,Hollanda,İsrail,Fransa ve Ukrayna’dan tohum ithal ediyor. Bu arada 2008 Şubat ayında Türkiye’de Tohum Gen Bankası kurulma kararı alındı ve Mart 2010’da 10 000 korunaklı çeşit,250 000 numune kapasitesi ile Çin ve ABD’nin ardından dünyanın 3.büyük Tohum Gen Bankası olarak lanse edilerek açıldı. Binbir emekle topladığımız tohumlar bu banka sayesinde dış güçlerin hizmetine sunulmuş oldu. İsterseniz bu konuda oynanan oyunları uzmanından dinleyelim. Prof.Tayfun Özkaya:”Tohum gen bankası 2 Mart 2010 tarihinde açıldı.Bizim için altın ve petrolden daha değerli olan tohumlarımızın artık koruma altına alındığını düşünerek rahat bir nefes aldık. Ancak kazın ayağı öyle değildi,dev tohum şirketleri bundan böyle tohumlarımıza daha rahat el koyabilecekler,çünkü bu şirketler için Anadolu gen kaynakları yağmalanması gereken çok önemli kaynaklardır.Gen bankası kurulmadan önce yapılan kanun değişiklikleri ile köylünün geleneksel doğal tohumlarının kataloglara girmeleri engellenmiş,minare kılıfa uydurulmuştur." Tohum konusu bilgilendikçe daha çok  midemi bulandıran bir konu haline geldi bu nedenle İsmail Tokalak’ın kitabından alıntıladığım bir cümleye kişisel katkımı ilave ederek şimdilik son sözlerimi söylemek istiyorum:

"Hayat tohumda gizlidir,siz tohumun yapı taşlarıyla oynayıp onun doğal yapısını değiştirdiğinizde o da sizin tohumunuzu ve yaşamınızı değiştirecektir, çünkü doğa asla affetmez. "