Facebook bilgilerinizle otomatik olarak siteye giriş yapıyorsunuz
  1. Skip to Menu
  2. Skip to Content
  3. Skip to Footer>

Kolesterol

Kolesterol

KOLESTEROL; İNSAN VÜCUDUNDA BİR GÜNAH KEÇİSİ...

Son dönemde statin grubu kolesterol ilaçları ile ilgili yazılı ve görsel medyada yoğun bir bilgi kirliliği ve anlamsız tartışmalar sergilendi. Bilindiği gibi kolesterol kaynağını sterol adı verilen kimyasaldan alır ve vücudun başta cinsiyet hormonları olmak üzere pek çok hayati maddenin yapımında rol oynayan bir zincirin nihai halkasıdır. Ancak kan damarlarının çeperinde birikerek aterom plağı adı verilen aterosklerozun (halk arasında bilinen şekliyle damar sertliği) da nüvesini oluşturur.

Bugüne kadar kolesterol fazlasını tedavi eden bir yöntem bulunamamıştır. Statin grubu olarak adlandırılan ilaçlar bu zincir reaksiyonu nihai ürün olan kolesterol oluşmadan kırmakta ve ortaya çıkan ara ürünler karaciğer tarafından metabolize edilmektedir. Bu bilgiler ışığında kullanmakta oldukları statin grubu ilaçları kesenlerin kolesterol seviyelerinin ilaç kullanmadan önceki yüksek seviyelere geri döneceğini anlamak için kahin olmaya gerek yoktur. Statin grubu ilaçlarla ilgili olumsuzlukları ortaya atanlar uzmanlık alanları ne olursa olsun insanlık suçu işlemektedirler.

Statin grubu ilaçların elbette iyi bilinen karaciğer, sindirim sistemi ve iskelet sistemiyle ilgili yan etkileri mevcuttur ve her geçen gün yenileri bulunan statinlerle bu yan etkiler de azaltılmaya çalışılmaktadır. Ancak son tahlilde statinlerin sağladığı faydanın yan etkileriyle kıyaslanmayacak kadar önemli olduğu yadsınamaz.

Son dönemlerde medyada sıkça boy gösteren ve her fırsatta statin grubu ilaç üreticileriyle ilgili komplo teorileri üretenler ne ilginçtir ki kendi yayınlarında kolesterolün ne kadar faydalı olduğundan,fazlalığının kalp kriziyle uzak yakın ilgisi bulunmadığından, kalp krizi geçirenlerin yarısının kolesterol düzeylerinin normal bulunduğundan bahsettikten sonra aynı yayınlarda kolesterolü düşürmek için kendi hocalarını referans göstererek dut, keçiboynuzu, fındık, fıstık, üzüm çekirdeği, ceviz,yumurta ve balık yağı gibi doğal gıdaları önermektedirler. Madem kolesterol fazlalığı diye bir şey söz konusu değil biz niye ilaç yerine doğal yöntemlerle kolesterolü düşürmeye çalışıyoruz.Bu ne yaman çelişkidir.

Aslında ifade edilmeye çalışılan kolesterolün tek başına bütün ateroskleroz prosesinden sorumlu olmadığı ve damar cidarı (endotel) hasarı mevcudiyetinde tehlike arz ettiğidir. Yukarıda sıralanan doğal besinler de bu hasarın göstergesi olan CRP (akut faz reaktanı C-reaktif protein) düzeyini düşürmeye yöneliktir, tıpkı statin grubu ilaçlar gibi. Ancak teoride mümkün olanlar her zaman pratikte gerçekleşmiyor ne yazık ki. Bu toprakların insanlarında genetik olarak Hiperlipidemi Tip 2 b (saf LDL-kolesterol) yüksekliğine bir yatkınlık söz konusu. Ben kendi klinik deneyimlerimde batı kökenli hastalarımın pek çoğunda uygun diyet+ doğal gıdalar+ Omega 3 ve/veya Soya Lecithin gibi besin katkısı maddelerle kolesterolün normal seviyelere kolayca gerilediğine şahit oldum. Ne yazık ki yerli hastalarımda kolesterolü statin grubu ilaç kullanmadan kontrol etmek mümkün olmadı.

Bir diğer ilginç iddia ise kalp krizi geçirenlerin damar içi incelendiğinde aterom plağı kompozisyonunun %50 Kalsyum,%47 makrofajlar (antienflamatuar unsurlar) ve sadece %3 oranında kolesterol içerdiğinin gösterilmesidir. Bu mantıkla asıl düşürülmesi gerekenin kolesterol değil Kalsiyum olması gerekir gibi absürd bir sonuç ortaya çıkıyor. Oysa bilimsel olarak elde edilen bilgiler ışığında cidarı hasarlı damarda kolesterolün bir nüve oluşturduğu, bu nüve etrafında diğer antienflamatuar partiküllerin birikmeye başladığı ve damarı giderek daraltarak kan akışını engellemeye kadar varan bir süreçten bahsediliyor, yoksa birikenlerin kompozisyonundan değil. Bunu anlamamakta ısrar eden ve dünyada çok geniş bir tıp camiasını komplocu, ilaç sanayinin kuklası sayan zihniyete şu örnekle yanıt vermek istiyorum. Kurşunlanarak ölen birinin ölüm sebebi elbette kan kaybı olacaktır. Ancak ölümle sonlanan bu olayı başlatanın kurşunla yaralanma olduğunu inkar etmeye benziyor kolesterolün rolünü yadsımak. Üstelik bunu yazan kalemlerin kendilerinden başka herkesi zeka fukarası sayan ve açıkça hakaret etmekten çekinmeyen küstah tavırları da cabası. Tekrar ve tekrar söylüyorum;siz,siz olun kullanmakta olduğunuz kolesterol ilacınızı asla kesmeyin!

Omega 3’ün rolüne gelince: Kolesterol tek başına bulunmayan mutlaka bir taşıyıcıya gereksinim duyan bir moleküldür. Bu nedenle taşıyıcısı ile birlikte değerlendirilir. Bu oluşuma partikül adı verilir ve zaman içinde bu partiküllerde yaşlanmaya bağlı eksilmeler meydana gelir,eksilen partikül küçülür ve vücutta işlevsiz bir kolesterol yükü oluşur. Omega 3 işte bu yükü ortadan kaldırarak kolesterolün düşmesini sağlar.
Steroidler (kortizon, cinsiyet hormonları vb.) in gereksinimi yaşamsaldır ve kolesterol kaynaklıdır, ancak steroid üretimi için kolesterol moleküllerinin hücre içine girmeleri şarttır. Kan dolaşımındaki partiküllerde bulunan kolesterol molekülleri ile hücre içi steroid üretimi arasında hiçbir bağlantı yoktur. Bu nedenledir ki yaşlandıkça kanda artan kolesterole karşılık kolesterolden sentezlenen bütün biyokimyasallar; androjenler (erkeklik hormonları), ösrojenler (kadınlık hormonları), D vitamini, kortizon ve diğer mineralokortikoidler azalmaktadır.

Co-enzyme Q10 son yıllarda giderek popülaritesi artan “yaşlanmayı yavaşlatıcı” katkı maddelerinin başında gelmektedir. İşlevini mitokondri seviyesinde gösteren ve enerji üreten jeneratörümüz mitokondrilerin, aerob (yani oksijen varlığında hayatta kalabilen) bir organizma olan insanın temel yaşamsal gereksinimi oksijenden üstelik hücre seviyesinde yararlanmasını sağlayan  bu enzimin kolesterol sentezi sırasında ortaya çıkıyor olması da oldukça ilginçtir. Yaşlanmayla Co-enzyme Q10 üretiminin azalması hücre içi kolesterol miktarının azalmasına bağlıdır. Özetle hücre içi kolesterol miktarı yeterli değilse steroidler ve Co-enzyme Q10 asla yeterli miktarda üretilemez. “Kolesterolün ilaçla aşırı düşürülmesi üretim için kolesterol gereksinen hormonların yetersizliğine yol açar” söyleminin asılsız olduğunu da açıklayabildim sanırım.

2008 yılında Perulu bir hastamdan dinlediklerimi paylaşmadan geçemeyeceğim. Bu hasta işi gereği dünyanın dört bir yanında seyahat eden ve iş için bulunduğu Cleveland’da kalp krizi geçirerek koroner by-pass operasyonu geçiren 50’li yaşlarının başında bir erkek. Ameliyat sonrası kendisine 80mg. Atorvastatin (Lipitor, Ator) başlandığını görünce dehşet içinde doktoruna "Benim bu yaşıma kadar kolesterolüm hiçbir zaman yüksek ölçülmedi, niçin ilaç veriyorsunuz? Üstelik doz da çok yüksek değil mi?" diye sorduğunda aldığı yanıt gerçekten niçin medya maymunlarının oyununa gelip statinleri kesmememiz gerektiğini net bir şekilde özetliyor:

"Benim, senin kan kolesterol düzeyini bilmeye ihtiyacım yok, çünkü damarlarının durumunu gözlerimle gördüm".